16 Ekim 2021 Cumartesi
spot_img

NEZAKET MESELESİ

Okullar açıldı. Öğrenciler yeniden okul yollarında…Birkaç gün önce…Muhtemelen lisenin  çıkış saatiydi…Bir dostumla Üsküdar caddesinde idik…Beş on metre önümüzde üç-dört liseli kızımız yüksek sesle sohbet ederek yürüyorlar. Tavırları oldukça şımarık ve hoyratça…

Kahkahaları , konuşmaları dükkanların camlarını titretiyor…O derece yani…Buraya kadar pek bir sorun yok diyelim…Öyle kabul edelim yani. Ancak kullandıkları ifadeler, sözcükler, küfürler…Ağıza alınır cinsten değil…Güya sohbet ederek yürüyorlar. Utangaç bir ifade ile birbirimize baktık…Yüzümüz kızardı doğrusu… Suçlu hissettim kendimi o an…Bir baba olarak…

Benzer şeylere çokça şahit oluyoruz. Gençlerimiz niçin böyle davranıyorlar? Büyükler olarak üzerinde uzun uzun düşünmemiz lazım. Bu kadar pervasız, saygısız ve etraftaki insanları yok sayan bu davranış biçimi niye?…

Biz, kadim bir medeniyetin mirasçılarıyız. Sanatçılarımız, edebiyatçılarımız, tarihçilerimiz ve ilahiyatçılarımız söze böyle başlarlar. Selçukludan, Osmanlıdan günümüze…Hatıralarda,şarkılarda ve şiirlerde bu zerafeti okur ve  dinleriz.

Nezaketin, hürmetin, sevgi ve saygının iki mühim kaynağı vardı bizde…Dededen toruna aktarılan gelenek ve görenekler…Geniş aile yapısı içinde nine ile torun aynı çatı altında…Köylerde, köy odalarımız vardı…Akşamları yaşlı-genç toplanılır…Büyükler sohbet eder, küçükler can kulağı ile dinler…Yöre yöre farklılık gösterse de, hatıralar, maniler, ağıtlar vs…Sözler ve yürekler birdi…Birincisi bu…

İkincisi ise; medrese eğitimi…Kadim şehirler başta olmak üzere muhtelif bölgelerde kurulan eğitim merkezleri…İlk mektepten, yüksek eğitim seviyesine kadar…Hatta, bazıları üniversite seviyesinde…İlim, irfan, tıp, mühendislik,tarih, edebiyat  vs…Uzman yetiştirilirdi…Eğitim seviyesi yükseldikçe nezaket ve belağatın çıtası da yükselirdi…Ahali el üstünde tutardı okumuş insanları…Tahsilli olanlar her yerde saygı görürler. Onlar toplumun nadide şahsiyetleri  idi.

Ya şimdi öyle mi?…Okudukça  ağzından lağım akmaya başlıyor bazı kimselerin…Eğitim seviyesi yükseldikçe, ahlak seviyesi düşüyor. Bu ne garip çelişkidir böyle…Küfürlü konuşmayı ayrıcalık sayan bir kesim türedi. Sözüm ona, bunlar okumuş insanlar güya…Tv’lerde kelli felli siyasetçiler, prof.lar karşı tarafa veriyor ayarı…Nezaket, saygı, hürmet hak getire…

Anadolu’nun hamuru;  Yunus’un, Mevlana’nın Hacı Bektaş’ın  nezaketi ve zerafeti ile mayalanmıştır. Hangi köye yolunuz düşse o sıcaklığı, tebessümü görürsünüz insanların yüzünde…Sadece sofrasını değil, gönlünü  de açarlar size. Sadeliğin, samimiyetin zirve yaptığı,  güvende olduğunuz yerdesiniz. Tebessüm hiç eksik olmaz.

Şehirlerimiz, kasabalarımız öyle mi?…Kadim kültürümüzden  uzaklaşıyoruz. Büyükşehirlerden başlayarak dalga dalga yozlaşma…. Köklerden kopuş… Eskiden cehalet tehlike olarak görülürdü. Şimdilerde okuyanlardan korkar olduk.  Kıravatlılardan…Küfür, hakaret dili onlarda…Yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet vs…Her türlü kötülük okumuşlar arasında cereyan ediyor. Yazık, çok yazık…

Peki, kızlarımızın ne suçu var?…Sokakta yüksek sesle kendi aralarında küfürlü sözlerle sohbet eden kızlarımız… Onları biz yetiştirdik… Okulun, eğitimin bir işe yaramadığı, diplomanın meslek sahibi yapmadığı, rüşvetçinin, hırsızın makbul sayıldığı bir devir…Öğretmene, anneye baş kaldırmanın , itiraz etmenin özgüven diye tarif edildiği  bir eğitim yapısı…

Ataya, dedeye ve tarihe hakaret etmenin bilim kabul edildiği bir anlayış. Sultan Fatih’i işgalci, Abdülhamid’i kızıl sultan, Atatürk’ü içkici sayarak hezeyanda bulunanların makbul sayıldığı bir medya alemi…Tarihi şahsiyetlerimiz ile kavgası bitmeyen entel dantel bir kesim…Ölüsü ile bile; küfür hakaret dili ile kavga eden sözde tarihçiler, siyasetçiler…

Cesaretimi toplayıp, kızlarımıza dönerek, ‘evladım biraz küçük harflerle ve nezaketle sohbet etseniz iyi olmaz mı?’ diye uyarıda bulunsaydım ne olurdu?…Bana alaycı alaycı bakarak…’Ne diyorsun sen amca?..Sen kimsin ya…İşine bak moruk’ diye çıkışabilirlerdi…Bilemiyorum…Belki de; bu tepkiyi, aşağılanmayı çoktan hak ettik.

Aynı hadise, yirmi, yirmibeş yıl önce olsaydı ve gençler bir büyüğü tarafından uyarılsaydı…Muhtemelen başlarını yere eğer, ya özür diler yada oradan uzaklaşırlardı utanarak… Şimdi uyarmaya bile cesaret edemiyoruz. Karşılıklı nezaket seviyemizin geldiği nokta budur.

Nezaketimizi yitirdiğimiz için birbirimizle konuşamıyoruz. Meseleleri müzakere edemiyoruz. İnsanların konuşma üslubu birden değişiyor. İş kavgaya kadar varıyor. Sözlü ve fiziki şiddet başlıyor. Çarşıda, pazarda, trafikte kimse kimseyi uyaramıyor. Bütün bunlar; şimdiki eğitimsizlik sisteminin, yozlaşmanın, köklerden kopmanın ve kutuplaşmanın sonucu değil mi?…

Nezaketi kaybetmiş olsalar da, onlar bizim evlatlarımız. Hiçbir şey için geç değil…Yeniden öze dönüşün yollarını bulabiliriz…Daha fazla geç olmadan….Birbirimizi samimiyetle uyarabileceğimiz, sevgi ve saygının yeniden filizleneceği günlerin özlemiyle…

 

BENZER HABERLER

Yorum Yap

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img

POPÜLER HABERLER